Paran varsa cümle âlem kulun…


Paran varsa cümle âlem kulun, paran yoksa tımarhane (imiş) yolun

Dikkat ettiniz ise; sadece BYT ortaminda degil, diger öbeklerde ve de, genelde basinda son günlerde «vurun abaliya» girla gidiyor!.
«ABALI», AKP…
«VURAN»lar, 70 yil boyunca analari ve babalari «system»den yararlanmis ve de günümüzde «kan çorbasi»ni birakin, «bandiracaklari» ‘tayin’lari temin edememenin telâsini, «sex» adrenalini yükselmisler misali, «duvara» tirmananlardir…
Daha dogrusu, geçmiste, Bati ile Dogu arasinda dikilen « duvar » benzeri, Türkiye topraklarinda insâ edilen (Mustafa Kemâl sonrasinda) bir tür « Çin Sed »lerine, tirmanmaya çalisanlar…
Kolay degil ki!.
Filler dahi asamamislar…
Günümüzün «tüketim toplumu» kosullarinda; varsa, çocuklarinin «taleplerini» ana ve baba sifatiyla «karsilama» güçlüklerine katlanmak!.
Yoksa, «fantezi» veya «alkol, uyusturucu vd» ‘fanî’ zaaflarini «tatmin» edebilmek için paraya ihtiyaci olanlarin, «çektikleri» ‘âzap’ ve sikintilar!…
Ister, «Kemalist», isterse de «IP’çi, Milliyetçi, Ulusalci, sucu, bucu» olsun; inanin ki; «bagimlilik» kurbani oldugu «madde» yoklugu, bir «hançer» gibi, bogazlarina, bögürlerine dayamis ve de hafiften sivri ucunu, kanatircasina, tenden, «et» bölümüne dogru hissettirmeye baslamis ise; yapabilecekleri, engelleyebilecekleri bir «sey» yok demektir!.
Zira, bu bir «IRADE» meselesidir…
Ideolojik takintilarin da, günümüzde ve de geçmisimizde «uyusturucu» türü bagimlilik unsuru olduklarini, lütfen unutmayalim!.
Kendimden örnek vereyim; 1920’lerde, takili kaldi isem; gördügüm egitim, aldigim aile terbiyesi ve de ne yazik ki, bizzat içinde yasadigim kosullardan bol miktarda etkilenen «nohut»un bir türlü, sari leblebiye dönüsmemesi ve de kimilerince «dönüstürülmemesi» sonucudur!.
Küfür etmek kadar kolay bir olay/davranis yoktur!.
Gelen iletilerden sildiklerimin, dagitima koymadiklarimin sayisini sizlere söylesem, hiçte sasirmazsiniz!.
«Küfür» etmeden önce, edenin, ettigine, ‘acaba bu kisi ne diyor?’’ sorusunu sormaya dahi tenezzül etmeyecek kadar «fanatik» oldugunu, bilmem burada ifade etmeye gerek var mi?
«Küfür» ediyor ve de muhatabinin yazdiklarina tepki gösteriyorsa, emin olun ki, mutlaka ve mutlaka inançlarina (yukarida belirtmeye çalistigim, egitim, terbiye vs baglaminda) «nohut»unun «formatlan»masina; -ne yani siz nohut üretenlerin, satmadan önce belli kistaslara uymak zorunda bulunmadiklarina inananlardan siniz!-) ve de elbette, simdilerin dünyasinda; geçmisine kiyasla neler «kaybettikler»ine, veryansin ettigindendir!.
Eh, bendeniz de, rahmetli babami dinlememis olsa ve de askerî «memuriyet»e dahil olmada inat etseydim; gidisata bakarak, mutlaka ve mutlaka, tepkimi sergileyecek ve belki de, muhtemel «darbeciler» arasinda olacaktim!.
Ne yazik ki, 60’larin «sol ve gerçek Atatürkçü» noktadan hareketle yapilan ama kisa bir süre sonra, «Eminsu’cu» çikarci cephenin ve de «Kurt Selâmi» verenlerin bilek güresi yaptiklari ortamda, üstün gelenlerin, (unutmayin her iki tarafta ABD’ci idiler) hükmettigi yillarda, «azinlik» konumuna düsenlerin bir mensubu olacak ve de gördüklerinden, yasadiklarindan «tiksinen» rahmetli babamin; kesinlikle ne bendenizi ne de diger evlâtlarini (kiz hariç) «üniforma» yanlisi yetistirmemesinin etkisinde kalacaktim!.
Geçmiste yazdiklarimi hatirlayanlar bilirler; zaten ne kafa yapisi olarak, ne de o yillarda yasadiklarimin etkisinden olmali; herhalde, «askerî» ortama ayak basmamin, ikinci gününde, ya bendeniz birilerini «temizlemis» ve ‘divan-i harp’ önünde «hack»lenmistim; ya da, (bu olasilik daha güçlü) onlar bendenizi «Hack»lemislerdi!.
Bu söylediklerim; muhterem Zeki Kentel beyi, kimilerince «ordu düsmani» sifatiyla suçlamalarinin kapsamina girmemektedir!.
Yine, geçmiste naçizane yazmaya çalistiklarimi, okumus ve simdilerde animsayanlariniz, bilirler ki; silâh üretimleri sona ermeden, küresel düsmanliklari körükleyenlerin dibine kibrit suyu dökülmeden, korku ortamindan «yemlenenler»i sifir düzeye indirmeden, yerküre zenginliklerini, esit ve adil biçimde bu gezegenin geçici «kiraci»larina dagitmadan; ordu düsmani olmussun, olmamissin, viz gelir, tiris geçer, gider birilerine…
Ki; üstelik, Zeki beyin «ordu düsman»i oldugunu veya düsmanligi yaptigina da kesinlikle inanmayan biri olarak!.
Ama, kimi «soros(p)cu çocuklari var ki; bilinçli veya danisikli, dögüsçü, önlerindeki «klavye»nin tuslarini kirarcasina, tuslamaktadirlar!.
Önümüzdeki «yüzyillarda» (elbette daha önceleri, kiyamet kopmaz ise!) hangi kesimin üstün gelecegini, emin olun ki tahmin etmek zordur, diyorsam da; biliniz ki, bu «koyun sürüsü» kendilerini «kurban» etmemek ve de beyinlerini «salata» yaptirmamak için «melemedikleri» sürece; Aziz Nesin’in dedigi gibi, ‘böyle gelmis, böyle gidecektir…’.
Kimileri, aksini «sloganlarstirip» ‘böle gelmis, böle gitmeyecektir’ deseler de…
Benim gibi «azinlikta» kaldiklarini bile bile…
«Güçlü ordu, Güçlü Türkiye! » …
Zeki beyin, ‘Atatürk’ün güçlü bir ordusu mu vardi ki, isgâl altindaki topraklari kurtardi ve de sizin gibi «hiyarlar»a, «koyun»lara emanet (!) etti; algilamasini çikarttigim yazisina, aranizdan kimileri tepki gösterdiler ve de «dagitim»a koymadigimdan, okumaktan «mahrum» kaldiniz!.
Eger, o kisiler; o günlerin «yokluk» ortaminda nasil bir mücadele verildigini, birakin bilmeyi, «Kemalist» sifatlari ile okumus ve de irdelemis olsalardi; günümüzün kosullari ile kiyaslamaya giderler ve de «hakkaniyet» sahibi bir kisi sifatiyla, «egri» oturup, «dogru» konusurlar ve de yazarlardi!.
«Güçlü Ordu»!
Kimin parasiyla ve kimin sattigi silâhlarla?!
Ve de kimleri zenginlestirme ugruna…
Oysa, Mustafa Kemâl ne diyor?
Yanitini, kimilerini «soros(p)cu» çocugu olmakla ithâm edenler versinler lütfen!.
Evet, 70 yil boyunca, Mustafa Kemâl’in ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ sloganina ve de emanetine sahip çikmayi birakin; tam tersine; vefatini dahi beklemeksizin, su veya bu gerekçe ve kisisel karmasalari sonucu ‘yurtta savas, çevremizde ve mümkünse dünyada savas’a çevirenler yüzünden bugünlere gelmis bulunmaktayiz!.
Bu ikinci «slogan»a sahip çikan, analariniz, babalariniz sayesinde…
Inönüler, Türkesler, Bahçeliler, Ecevitler, Baykallar ve elbette, darbe dönemlerinden «yemlenen» digerlerinin soylari olmanizdan dolayi…
«Yukari Karabag», ‘Misak-i Milli’ sinirlari dahilinde, kapsaminda bulunmuyor saniyorum!.
Yaniliyorsam, yanildigimi kanitlayin lütfen!.
«Turan» ise; yaylalarda demir dövenlerin, geçligimizde damlara çikip «uluyanlar»in tersine, Mustafa Kemâl’in «kitap»inda yazmamaktadir!.
Sivas Kongresi’nin 90 yildönümü vesilesiyle yayimlanan mesajlara bir bakin!.
Ne, «Kurtlar» vadisinin liderlerinden, ne de «Türk/Islâm» sentezcilerinden var!.
Son iletileri gönderdigim zaman itibariyle, bir daha bakmadim zira!.
Tam tersine, «takiyye»ciler nedense sahip çikmislar Sivas Kongresi’ne…
Gel de düsünme…
Ve de «kahrolma»…
Azerbaycan ve de Ermenistan adlarini tasiyan iki devlet arasindaki bir sorundur, Karabag topraklari!.
Kibris’a Azerbaycan’in, veya Ermenistan’in müdahale edemeyecekleri gibi…
Atina ve Rum Lefkose idarecileri, Erivan sokaklarinin kaldirimlarinda, «müsteri» aramaya çiksalar da…
Ermenistan yöneticileri ‘Soykirim, protokol mutabakatimizda «kosul» degildir’ diyorlar ve ardindan da, ‘Karabag, protokode yer almiyor!’ eklemesi yapiyorlar ise; be anam, babam, biraderim, bacim; bunca yildir sehit edilen diplomatlarin, sunun buyun, ‘Karabag’ ugruna mi, canlarini verdiler; yoksa bir baska «kavram» üzerine, çikar temellerini insâ etmis olanlarin, menfaatleri ugruna mi?!’
Üstelik; ‘MINSK’ Grubu (Avrupa Konseyi, AB veya NATO degil) OSCE/AGIT, çerçevesinde, Rusya’nin da dahil oldugu, Bakü ve Erivan arasinda, kapali, kapilar ardindan, müzakereler de süregeliyor ise!.
Ancak, ne yazik ki; içeride ve disarida mevcut «kafatasçilar»in yüzünden, taraflarin idarecileri, diplomasi terimiyle «oduncunun dili» ile konusmak zorunda kaliyorlar!.
Çözebilenler, anlasinlar diye…
Simdi;
Eger; Erivan, bunca yildir (ASALA terör örgütünü destekleyenlerin ve desteklemeye devam edip, Türkiye ile baris ve istikrar ortami tesisine karsi çikanlarin, kisacasi «diaspora»nin beklentilerine darbe indirircesine) süregelen «düsmanlik» dönemini, ön kosulsuz (Soykirimi iddialarini tanima veya tanimama) olarak sona erdirmeye karar vermis ve de üzerinde mutabik kalmislar ise; size ne Azerbaycan ile Ermenistan arasindaki ‘Yukari Karabag’ sorunundan…
Amiyane tabiri ile; giren, çikan mi var?!
Kimin, kazançli çikacagini veya hangi zararlara ugrayacagini da o «kafatas»larinizda artik ne var ise, nohut, bezelye, salatalik koyun beyni vs.» tartabiliyorsaniz; emin olun hiçbir mesele yok demektir!.
Ama….
Tartmayi birakin; bu isten, Ermeni «diasporasi» türünden ekmek (!) yiyenlerden iseniz; elbette itiraz edecek ve de günümüzün su «sanal» iletisim dünyasinin sizlere sunduklari olanaklari da sonuna kadar zorlayip, «nohut, bezelye, salatalik koyun beyni» sahibi, kisiler olarak, düsünmekten yoksunlari elbette/mutlaka etkilemeye çalisacaksinizdir!.
Eh, sizlerin yerine kendimi bir ân için koyunca; bu «issizlik» günlerimde, ruhumu «sikistigimda» seytana satma zorunda kalan biri olarak yetistirilmis olsa idim; birakin sizler gibi davranmayi; «düzen»in âletini ellerinde tutup, degismeyen düzeni, sürekli «düzenler»in önünde çoktan «domalmis» idim!.
«Domalanlar»in listesini de lütfen bendenizden çikartmanizi dilemeyiniz!.
«At gözlükler»inizi çikarip, «panoramik» gözlükler takarak, etrafa bir bakiniz!.
Ama ne sizde o «yürek» var; ne de hayatta iseler, sizleri yetistirenlerde…
‘Kizim, oglum; biz yanilmisiz, hatali davranmanizda etkili olmusuz; gelin bu yoldan dönün!’’ diyebilselerdi!.
Keske!.
Kürt kökenli «kuklalar»in iplerini parmaklarina dolayp, oynatmakla mesgul olanlar da…
Hanim, ‘dolunayin etkisindesin, yazdiklarina dikkat et’ diyerekten, dürtükleyip duruyor!.
Bu demektir ki; yanilma payim (!) yüksektir!.
Her zaman oldugu gibi…
Dolunayin etkisinde veya disinda…
Bu sene, Belçika bizlere ülke disinda yaz tatili geçirme gereksinimi hissettirmedi.
Rahmetli valide hanim vefat ettiginden bu yana da zaten, «tatil» kavrami bizim «bütçe» disinda kaldi!.
Buzullarin eridigi, ve okyanuslari kabarttigi iklim kosullari, «2» metrekarelik bahçemizde, «beles»ine tatil geçirmemize izin verdi!.
Ah bir de kiyida, kösede «su» olsaydi, ne iyi olurdu!
Deniz, nehir, göl, irmak vs demek istiyorum…
2025 yilinda Belçika deniz olacakmis ama…
Brüksel’in merkezinde «liman» bile var desem inanir misiniz!.
«Doldurulmus» vaziyette…
Oysa, Türklerin yasadiklari semtlere komsu kanal sahillerinde bir süredir «yapay» kumsallar olusturup, çesitli nedenlerden dolayi (parasizlik basta) tatile çikamayanlara zevkli ânlar yasatiyorlar!.
Düsünenler ve gerçeklestirenler sagolsunlar!.
Brüksel’den selâm, sevgi ve saygilarimla, güzel bir haftasonu tatili diliyorum!.
Nusret Özgül
BYT- 4 Eylül, 2009

Dikkat ettiniz ise; sadece BYT ortaminda degil, diger öbeklerde ve de, genelde basinda son günlerde «vurun abaliya» girla gidiyor!.

«ABALI», AKP…

«VURAN»lar, 70 yil boyunca analari ve babalari «system»den yararlanmis ve de günümüzde «kan çorbasi»ni birakin, «bandiracaklari» ‘tayin’lari temin edememenin telâsini, «sex» adrenalini yükselmisler misali, «duvara» tirmananlardir…

Daha dogrusu, geçmiste, Bati ile Dogu arasinda dikilen « duvar » benzeri, Türkiye topraklarinda insâ edilen (Mustafa Kemâl sonrasinda) bir tür « Çin Sed »lerine, tirmanmaya çalisanlar…

Kolay degil ki!.

Filler dahi asamamislar…

Günümüzün «tüketim toplumu» kosullarinda; varsa, çocuklarinin «taleplerini» ana ve baba sifatiyla «karsilama» güçlüklerine katlanmak!.

Yoksa, «fantezi» veya «alkol, uyusturucu vd» ‘fanî’ zaaflarini «tatmin» edebilmek için paraya ihtiyaci olanlarin, «çektikleri» ‘âzap’ ve sikintilar!…

Ister, «Kemalist», isterse de «IP’çi, Milliyetçi, Ulusalci, sucu, bucu» olsun; inanin ki; «bagimlilik» kurbani oldugu «madde» yoklugu, bir «hançer» gibi, bogazlarina, bögürlerine dayamis ve de hafiften sivri ucunu, kanatircasina, tenden, «et» bölümüne dogru hissettirmeye baslamis ise; yapabilecekleri, engelleyebilecekleri bir «sey» yok demektir!.

Zira, bu bir «IRADE» meselesidir…

Ideolojik takintilarin da, günümüzde ve de geçmisimizde «uyusturucu» türü bagimlilik unsuru olduklarini, lütfen unutmayalim!.

Kendimden örnek vereyim; 1920’lerde, takili kaldi isem; gördügüm egitim, aldigim aile terbiyesi ve de ne yazik ki, bizzat içinde yasadigim kosullardan bol miktarda etkilenen «nohut»un bir türlü, sari leblebiye dönüsmemesi ve de kimilerince «dönüstürülmemesi» sonucudur!.

Küfür etmek kadar kolay bir olay/davranis yoktur!.

Gelen iletilerden sildiklerimin, dagitima koymadiklarimin sayisini sizlere söylesem, hiçte sasirmazsiniz!.

«Küfür» etmeden önce, edenin, ettigine, ‘acaba bu kisi ne diyor?’’ sorusunu sormaya dahi tenezzül etmeyecek kadar «fanatik» oldugunu, bilmem burada ifade etmeye gerek var mi?

«Küfür» ediyor ve de muhatabinin yazdiklarina tepki gösteriyorsa, emin olun ki, mutlaka ve mutlaka inançlarina (yukarida belirtmeye çalistigim, egitim, terbiye vs baglaminda) «nohut»unun «formatlan»masina; -ne yani siz nohut üretenlerin, satmadan önce belli kistaslara uymak zorunda bulunmadiklarina inananlardan siniz!-) ve de elbette, simdilerin dünyasinda; geçmisine kiyasla neler «kaybettikler»ine, veryansin ettigindendir!.

Eh, bendeniz de, rahmetli babami dinlememis olsa ve de askerî «memuriyet»e dahil olmada inat etseydim; gidisata bakarak, mutlaka ve mutlaka, tepkimi sergileyecek ve belki de, muhtemel «darbeciler» arasinda olacaktim!.

Ne yazik ki, 60’larin «sol ve gerçek Atatürkçü» noktadan hareketle yapilan ama kisa bir süre sonra, «Eminsu’cu» çikarci cephenin ve de «Kurt Selâmi» verenlerin bilek güresi yaptiklari ortamda, üstün gelenlerin, (unutmayin her iki tarafta ABD’ci idiler) hükmettigi yillarda, «azinlik» konumuna düsenlerin bir mensubu olacak ve de gördüklerinden, yasadiklarindan «tiksinen» rahmetli babamin; kesinlikle ne bendenizi ne de diger evlâtlarini (kiz hariç) «üniforma» yanlisi yetistirmemesinin etkisinde kalacaktim!.

Geçmiste yazdiklarimi hatirlayanlar bilirler; zaten ne kafa yapisi olarak, ne de o yillarda yasadiklarimin etkisinden olmali; herhalde, «askerî» ortama ayak basmamin, ikinci gününde, ya bendeniz birilerini «temizlemis» ve ‘divan-i harp’ önünde «hack»lenmistim; ya da, (bu olasilik daha güçlü) onlar bendenizi «Hack»lemislerdi!.

Bu söylediklerim; muhterem Zeki Kentel beyi, kimilerince «ordu düsmani» sifatiyla suçlamalarinin kapsamina girmemektedir!.

Yine, geçmiste naçizane yazmaya çalistiklarimi, okumus ve simdilerde animsayanlariniz, bilirler ki; silâh üretimleri sona ermeden, küresel düsmanliklari körükleyenlerin dibine kibrit suyu dökülmeden, korku ortamindan «yemlenenler»i sifir düzeye indirmeden, yerküre zenginliklerini, esit ve adil biçimde bu gezegenin geçici «kiraci»larina dagitmadan; ordu düsmani olmussun, olmamissin, viz gelir, tiris geçer, gider birilerine…

Ki; üstelik, Zeki beyin «ordu düsman»i oldugunu veya düsmanligi yaptigina da kesinlikle inanmayan biri olarak!.

Ama, kimi «soros(p)cu çocuklari var ki; bilinçli veya danisikli, dögüsçü, önlerindeki «klavye»nin tuslarini kirarcasina, tuslamaktadirlar!.

Önümüzdeki «yüzyillarda» (elbette daha önceleri, kiyamet kopmaz ise!) hangi kesimin üstün gelecegini, emin olun ki tahmin etmek zordur, diyorsam da; biliniz ki, bu «koyun sürüsü» kendilerini «kurban» etmemek ve de beyinlerini «salata» yaptirmamak için «melemedikleri» sürece; Aziz Nesin’in dedigi gibi, ‘böyle gelmis, böyle gidecektir…’.

Kimileri, aksini «sloganlarstirip» ‘böle gelmis, böle gitmeyecektir’ deseler de…

Benim gibi «azinlikta» kaldiklarini bile bile…

«Güçlü ordu, Güçlü Türkiye! » …

Zeki beyin, ‘Atatürk’ün güçlü bir ordusu mu vardi ki, isgâl altindaki topraklari kurtardi ve de sizin gibi «hiyarlar»a, «koyun»lara emanet (!) etti; algilamasini çikarttigim yazisina, aranizdan kimileri tepki gösterdiler ve de «dagitim»a koymadigimdan, okumaktan «mahrum» kaldiniz!.

Eger, o kisiler; o günlerin «yokluk» ortaminda nasil bir mücadele verildigini, birakin bilmeyi, «Kemalist» sifatlari ile okumus ve de irdelemis olsalardi; günümüzün kosullari ile kiyaslamaya giderler ve de «hakkaniyet» sahibi bir kisi sifatiyla, «egri» oturup, «dogru» konusurlar ve de yazarlardi!.

«Güçlü Ordu»!

Kimin parasiyla ve kimin sattigi silâhlarla?!

Ve de kimleri zenginlestirme ugruna…

Oysa, Mustafa Kemâl ne diyor?

Yanitini, kimilerini «soros(p)cu» çocugu olmakla ithâm edenler versinler lütfen!.

Evet, 70 yil boyunca, Mustafa Kemâl’in ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ sloganina ve de emanetine sahip çikmayi birakin; tam tersine; vefatini dahi beklemeksizin, su veya bu gerekçe ve kisisel karmasalari sonucu ‘yurtta savas, çevremizde ve mümkünse dünyada savas’a çevirenler yüzünden bugünlere gelmis bulunmaktayiz!.

Bu ikinci «slogan»a sahip çikan, analariniz, babalariniz sayesinde…

Inönüler, Türkesler, Bahçeliler, Ecevitler, Baykallar ve elbette, darbe dönemlerinden «yemlenen» digerlerinin soylari olmanizdan dolayi…

«Yukari Karabag», ‘Misak-i Milli’ sinirlari dahilinde, kapsaminda bulunmuyor saniyorum!.

Yaniliyorsam, yanildigimi kanitlayin lütfen!.

«Turan» ise; yaylalarda demir dövenlerin, geçligimizde damlara çikip «uluyanlar»in tersine, Mustafa Kemâl’in «kitap»inda yazmamaktadir!.

Sivas Kongresi’nin 90 yildönümü vesilesiyle yayimlanan mesajlara bir bakin!.

Ne, «Kurtlar» vadisinin liderlerinden, ne de «Türk/Islâm» sentezcilerinden var!.

Son iletileri gönderdigim zaman itibariyle, bir daha bakmadim zira!.

Tam tersine, «takiyye»ciler nedense sahip çikmislar Sivas Kongresi’ne…

Gel de düsünme…

Ve de «kahrolma»…

Azerbaycan ve de Ermenistan adlarini tasiyan iki devlet arasindaki bir sorundur, Karabag topraklari!.

Kibris’a Azerbaycan’in, veya Ermenistan’in müdahale edemeyecekleri gibi…

Atina ve Rum Lefkose idarecileri, Erivan sokaklarinin kaldirimlarinda, «müsteri» aramaya çiksalar da…

Ermenistan yöneticileri ‘Soykirim, protokol mutabakatimizda «kosul» degildir’ diyorlar ve ardindan da, ‘Karabag, protokode yer almiyor!’ eklemesi yapiyorlar ise; be anam, babam, biraderim, bacim; bunca yildir sehit edilen diplomatlarin, sunun buyun, ‘Karabag’ ugruna mi, canlarini verdiler; yoksa bir baska «kavram» üzerine, çikar temellerini insâ etmis olanlarin, menfaatleri ugruna mi?!’

Üstelik; ‘MINSK’ Grubu (Avrupa Konseyi, AB veya NATO degil) OSCE/AGIT, çerçevesinde, Rusya’nin da dahil oldugu, Bakü ve Erivan arasinda, kapali, kapilar ardindan, müzakereler de süregeliyor ise!.

Ancak, ne yazik ki; içeride ve disarida mevcut «kafatasçilar»in yüzünden, taraflarin idarecileri, diplomasi terimiyle «oduncunun dili» ile konusmak zorunda kaliyorlar!.

Çözebilenler, anlasinlar diye…

Simdi;

Eger; Erivan, bunca yildir (ASALA terör örgütünü destekleyenlerin ve desteklemeye devam edip, Türkiye ile baris ve istikrar ortami tesisine karsi çikanlarin, kisacasi «diaspora»nin beklentilerine darbe indirircesine) süregelen «düsmanlik» dönemini, ön kosulsuz (Soykirimi iddialarini tanima veya tanimama) olarak sona erdirmeye karar vermis ve de üzerinde mutabik kalmislar ise; size ne Azerbaycan ile Ermenistan arasindaki ‘Yukari Karabag’ sorunundan…

Amiyane tabiri ile; giren, çikan mi var?!

Kimin, kazançli çikacagini veya hangi zararlara ugrayacagini da o «kafatas»larinizda artik ne var ise, nohut, bezelye, salatalik koyun beyni vs.» tartabiliyorsaniz; emin olun hiçbir mesele yok demektir!.

Ama….

Tartmayi birakin; bu isten, Ermeni «diasporasi» türünden ekmek (!) yiyenlerden iseniz; elbette itiraz edecek ve de günümüzün su «sanal» iletisim dünyasinin sizlere sunduklari olanaklari da sonuna kadar zorlayip, «nohut, bezelye, salatalik koyun beyni» sahibi, kisiler olarak, düsünmekten yoksunlari elbette/mutlaka etkilemeye çalisacaksinizdir!.

Eh, sizlerin yerine kendimi bir ân için koyunca; bu «issizlik» günlerimde, ruhumu «sikistigimda» seytana satma zorunda kalan biri olarak yetistirilmis olsa idim; birakin sizler gibi davranmayi; «düzen»in âletini ellerinde tutup, degismeyen düzeni, sürekli «düzenler»in önünde çoktan «domalmis» idim!.

«Domalanlar»in listesini de lütfen bendenizden çikartmanizi dilemeyiniz!.

«At gözlükler»inizi çikarip, «panoramik» gözlükler takarak, etrafa bir bakiniz!.

Ama ne sizde o «yürek» var; ne de hayatta iseler, sizleri yetistirenlerde…

‘Kizim, oglum; biz yanilmisiz, hatali davranmanizda etkili olmusuz; gelin bu yoldan dönün!’’ diyebilselerdi!.

Keske!.

Kürt kökenli «kuklalar»in iplerini parmaklarina dolayp, oynatmakla mesgul olanlar da…

Hanim, ‘dolunayin etkisindesin, yazdiklarina dikkat et’ diyerekten, dürtükleyip duruyor!.

Bu demektir ki; yanilma payim (!) yüksektir!.

Her zaman oldugu gibi…

Dolunayin etkisinde veya disinda…

Bu sene, Belçika bizlere ülke disinda yaz tatili geçirme gereksinimi hissettirmedi.

Rahmetli valide hanim vefat ettiginden bu yana da zaten, «tatil» kavrami bizim «bütçe» disinda kaldi!.


Buzullarin eridigi, ve okyanuslari kabarttigi iklim kosullari, «2» metrekarelik bahçemizde, «beles»ine tatil geçirmemize izin verdi!.

Ah bir de kiyida, kösede «su» olsaydi, ne iyi olurdu!

Deniz, nehir, göl, irmak vs demek istiyorum…

2025 yilinda Belçika deniz olacakmis ama…

Brüksel’in merkezinde «liman» bile var desem inanir misiniz!.

«Doldurulmus» vaziyette…

Oysa, Türklerin yasadiklari semtlere komsu kanal sahillerinde bir süredir «yapay» kumsallar olusturup, çesitli nedenlerden dolayi (parasizlik basta) tatile çikamayanlara zevkli ânlar yasatiyorlar!.

Düsünenler ve gerçeklestirenler sagolsunlar!.


Brüksel’den selâm, sevgi ve saygilarimla, güzel bir haftasonu tatili diliyorum!.

(BYT- 4 Eylül, 2009)

%d bloggers like this: